NÜKLEER SANTRAL YAPILMAMALI
NÜKLEER SANTRAL KAÇINILMAZ MIDIR?
Türkiye’de nükleer enerjiden elektrik üretilmesi 1965 yilindan beri gündemdedir. En son, 1986 yilinda Kanada’nin AECL firmasi ile 600 MW’lik bir nükleer reaktör kurulmasi konusunda mutabakat saglanmis, ancak bu siralarda meydana gelen Çernobil kazasi bu girisimi önlemistir. Çernobil kazasi unutulmaya baslayinca nükleer santral konusu yeniden gündeme getirilmistir. Gerekçe olarak ülkemizin gelecek yillarda büyük bir enerji darbogazina girecegi gösterilmekte, tek çarenin nükleer santral oldugu topluma benimsetilmek istenmektedir.
Türkiye’nin bir elektrik enerjisi açigi olacak midir? Olacaksa, bu açigin kapatilmasi için nükleer santral tek çare midir?
Türkiye’de nükleer santralin gündemde olmadigi 1991-1993 yillarinda enerji fazlaligindan yakinilmis; Bulgaristan, Suriye ve hatta Ermenistan’a elektrik satilmasi gündeme gelmistir. Gerçekten Türkiye’de elektrik kurulu gücü 20.000 MW’tir. Buna karsilik 1994′te yaklasik 70 milyar KWh elektrik tüketilmistir. 1995′te ise talep 75 milyar KWh mertebesinde olacaktir. Bu kadar elektrigi üretmek için, rezervleriyle birlikte 13.000 MW güce gereksinim vardir. Demek ki Türkiye’nin bu yil en az %50 enerji fazlaligi vardir. Atatürk baraji ve öbür santrallar tam kapasiteyle devreye girdigi takdirde 2000 yilinda 110 milyar KWh olacak elektrik talebi rahatlikla karsilanacak, elektrik açigi kesinlikle olmayacaktir.
Nükleerciler, Türkiye’nin nükleer enerjiye geçmekte çok geç kaldigini, bunun ülkemiz için büyük talihsizlik oldugunu ileri sürmektedirler. Oysa bu durum, tipki kaçirdigimiza üzüldügümüz bir uçagin düsmesi olayinda oldugu gibi ülkemiz hesabina sevinmemiz gereken bir durumdur.
Nükleer teknolojinin tartisilmaz öncüleri kabul edilen ABD ve Almanya’daki bilim adamlari, nükleer kazalarla bas edecek yüzde yüz güvenli bir teknolojiye henüz hiçbir ülkenin sahip olmadigini itiraf etmektedirler. Bu nedenledir ki ABD’de Çernobil kazasindan çok önce nükleer santral yapimindan kaçis baslamis; önceden yapimi baslamis 100 nükleer santral iptal edilmistir.
Ayni sekilde Almanya’da da 36 nükleer santral projesinden vazgeçilmistir. Sadece ABD’de iptal edilen projeler için harcanan para 30 milyar dolardir. Ayrica, Çernobil’den önceki en büyük nükleer kaza sayilan “3 mile island” (ABD, Penn.) olayinda 10 milyar dolar civarinda harcama yapilarak nükleer atiklar ancak 15 yil sonra temizlenebilmistir.
Nükleer santrallarin en yaygin olarak kullanildigi ülkeler Fransa, Belçika ve Isveç’tir. Nitekim nükleerciler sürekli olarak bu ülkeleri örnek göstermektedirler. Oysa elekrik enerjilerinin %50′den fazlasini nükleer santraldan saglayan bu ülkeler 2000 yilindan baslamak üzere kademeli olarak nükleer santrallarini kapatmak karari almislardir.
Elektrigin nükleer santrallarda daha ucuz üretildigi israrla ileri sürülmektedir. Bu görüs tamamen yanlistir. Nükleer santralin yakit maliyeti fosil yakitlardan daha ucuz olmakla beraber 1000 MW’lik bir nükleer santralin yapim maliyeti 3.5 milyar dolar mertebesinde; buna karsilik ayni güçte bir dogal gaz çevrim santralinin maliyeti ise 750 milyon dolar mertebesindedir. Bir nükleer santral en az 6 yilda kurulabilmekte, dogalgaz santrali ise 1.5 yilda kurulmaktadir. Aradaki maliyet farki 2.75 milyar dolardir ki, bu meblagin yillik faizi ile dogalgaz santralinin bir yillik yakit masrafi karsilanabilir. Bu durum, nükleer santralda üretilen elektrigin ucuz oldugu iddiasini çürütmektedir. Dogalgaz santrali ile nükleer santralin her ikisi de yakit bakimindan disa bagimli olmalarina karsilik, nükleer yakit sadece birkaç ülkenin tekelindedir ve çok siki denetime tabidir. Oysa dogalgaz temini için Türki cumhuriyetlerin yanisira Iran, Körfez ülkeleri, Libya gibi seçenekler mevcuttur ve dolayisiyla saglanmasi çok daha kolaydir.
Nükleer santralin kaza orani istatistik olarak öbür elektrik santrallarina göre daha azdir; ne var ki, bir nükleer santral kazasinin sonucu bir bölgeyi haritadan silecek kadar vahimdir.
Bütün bu saydigimiz dezavantajlara karsin ülkenin acil bir elektrik açigi da yokken neden nükleer santral konusu sürekli dayatilmaktadir?
Fizyon reaksiyonuna göre çalisan nükleer santrallar ömürlerini tamamlamis ve artik demode olmuslardir. Bugün gelecegin enerji sorununu kökten halledecek, az riskli ve çok ucuz enerji üretecek füzyon reaktörleri üzerinde arastirmalar yogunlasmistir. Bu arastirmalara finansal katki saglamak üzere eski tip santrallari gelismekte olan ülkelere satmak için türlü çareye basvurulmaktadir. Ayrica, geri kalmis bir ülkeye yapilan 3.5 milyar dolarlik bir yatirimda en az 250 milyon dolar komisyon, provizyon ve “belgesi olmayan borç” gibi ödemeler sözkonusu olacaktir ki, bu büyük meblag birçok kimsenin istahini kabartmakta ve heyecan uyandirmaktadir. Bazi “dernek”lerin son günlerde birdenbire nükleerci kesilmesinin ardinda da bu heyecan yatiyor olabilir. Elektrik fazlamiz olmasina karsin son zamanlarda sik sik yapilan elektrik kesintileri de bu baglamda bir taktik izlenimi vermektedir.
Nükleer santral kurulmadigi takdirde karanlikta kalacagiz diye ülkeyi ayaga kaldiranlar, Bursa için planlanan, 2 yildan beri finansmani hazir bekleyen ve 800 milyon dolara malolacak olan 1.350 MW gücündeki dogalgaz çevrim santralinin neden savsaklandigini sormalidirlar. Bu santral kurulmus olsaydi 10 milyar KWh elektrik üretecek ve ülkenin elektrik kapasitesi %6.5 artacakti. Bu örnek, bizce “karanlikta kalacagiz” yaygaralarinin asil amacinin elektrik üretmek degil, nükleer santral kurmak oldugunu gayet açik biçimde ortaya koymaktadir.
Nadir Ergenekon, Cumhuriyet, Arada Bir kösesi, 11 Subat ‘95
——————————————————————————————————————————-

NÜKLEER SANTRAL YAPILMALI

‘Nükleer santral Türkiye için zorunluluk oldu’
Ankara Ticaret Odasının (ATO) hazırladığı “Nükleer Enerjide Acil Durum” konulu raporda, Türkiye için nükleer santralın tercih değil, zorunluluk haline geldiği öne sürüldü.
Rapora göre, 2007 mart ayı itibariyle, dünyada 31 ülkede ticari olarak işletilmekte olan 435 nükleer santral bulunuyor, 30 nükleer santral inşaatı da devam ediyor. İşletilmekte olan nükleer enerji, dünya elektrik talebinin yaklaşık yüzde 16’sını karşılıyor. Türkiye elektriğin yüzde 46,6’sını yerli, yüzde 53,4’ünü ithal kaynaklardan elde ediyor. Türkiye artan talebi karşılamak için her yıl 12-13 milyar kilovat saatlik elektrik üretmek zorunda. Raporda, ülkenin yüzde 70 oranında dışa bağımlılığı da dikkate alındığında nükleer santral kurmanın, tercih değil zorunluluk haline geldiği öne sürüldü.
ATO’nun Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı verilerinden yararlanarak hazırladığı rapora göre, 2007 Mart ayı itibariyle, dünyada 31 ülkede ticari olarak işletilmekte olan 435 nükleer santral bulunuyor.
Hindistan’da 7, Rusya’da 5, Çin’de 5, Bulgaristan’da 2, Tayvan’da 2, Ukrayna’da 2, Arjantin, Finlandiya, İran, Japonya, Kore, Pakistan ve Romanya’da birer adet olmak üzere toplam 30 nükleer santral inşaatı da devam ediyor.
Dünyada işletilmekte olan nükleer santrallerin toplam kapasitesi 368 bin 744 MWe (megavat elektrik gücü). Nükleer enerji, dünya elektrik talebinin yaklaşık yüzde 16’sını karşılıyor. Bir başka ifade ile dünya üzerinde her 6 ampulden biri nükleer enerji ile yanıyor.
Nükleer santral sayısında, ABD başı çekiyor. 103 nükleer santrali bulunan ABD’yi 59 santral ile Fransa izliyor. 55 santral ile Japonya üçüncü, 31 santral ile Rusya dördüncü sırada bulunuyor.
Türkiye’de ise 5 MW ve 250 KW gücünde iki adet araştırma reaktörü bulunuyor. İlkini TAEK ile Çekmece Nükleer Araştırma ve Eğitim Merkezi, ikincisini ise İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü işletiyor.
FRANSA’DA ELEKTRİĞİN YÜZDE 78,5’İ NÜKLEERDEN
2005 yılı rakamlarına göre, nükleer santral bulunan ülkelerde nükleer enerjinin elektrik üretimi içindeki payı, Fransa’da yüzde 78,5, Litvanya’da yüzde 69,6, Slovakya’da yüzde 56,1, Belçika’da yüzde 55,6, Ukrayna’da ise yüzde 48,5.
Diğer bazı ülkelerde nükleer enerjinin elektrik üretimi içindeki payı şöyle:
“İsveç’te yüzde 44,9, Kore’de yüzde 44,7, Bulgaristan’da yüzde 44,1, Ermenistan’da yüzde 42,7, Slovenya’da yüzde 42,4, Macaristan’da yüzde 37,2, Finlandiya’da yüzde 32,9, İsviçre’de yüzde 32,1, Almanya’da yüzde 31,1, Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 30,5, Japonya’da yüzde 29,3, İngiltere’de yüzde 19,9, İspanya’da yüzde 19,6, ABD’de yüzde 19,3, Rusya’da yüzde 15,8, Kanada’da yüzde 14,6, Romanya’da yüzde 8,6, Arjantin’de yüzde 6,9, Güney Afrika’da yüzde 5,5, Meksika’da yüzde 5, Hollanda’da yüzde 3,9, Hindistan ve Pakistan’da yüzde 2,8, Brezilya’da yüzde 2,5 ve Çin’de yüzde 2.”
Fransa, toplam elektrik üretiminin yüzde 78,5’ini nükleer enerjiden sağlarken, aynı zamanda nükleer enerjiye dayalı bir enerji ihracatçısı konumuna geldi.
TÜRKİYE’NİN ÇEVRESİ NÜKLEER SANTRALLERLE DOLU
Çernobil nükleer santral kazasının da etkisiyle Türkiye’de bazı çevreler nükleer santral yapımına karşı çıkıyor. Oysa, Türkiye’nin etrafı nükleer santraller ile çevrili. Türkiye’ye 16 kilometre uzaklıktaki sınır komşusu Ermenistan’da, Uluslararası Atom Enerji Ajansı’nın standartlarına göre güvenlik açısından son sırayı alan Metsamor Nükleer Santrali bulunuyor.
Bir diğer sınır komşusu Bulgaristan’da ise 2 adet nükleer santral faaliyet gösteriyor. Bulgaristan’da 2 adet, İran’da ise 1 adet nükleer santral yapımı sürüyor.
TÜRKİYE’DE 9 BİN TON URANYUM, 380 BİN TON TORYUM REZERVİ VAR
Nükleer santrallerde ağırlıklı olarak uranyum kullanılıyor. Türkiye’nin 9 bin ton uranyum rezervi bulunuyor. Nükleer hammadde kaynaklarına sahip bölgelerin başında İç Anadolu ve Ege geliyor. Özellikle Manisa-Salihli, Yozgat-Sorgun, Uşak-Fakıllı, Aydın-Demirtepe ve Küçükçavdar sahaları uranyum açısından zengin.
Öte yandan Türkiye, dünyanın ikinci büyük toryum rezervine sahip. Türkiye’nin toplam 380 bin tonluk toryumu bulunuyor. Ekonomik olup olmadığı bugün için sorgulansa bile uranyum ve toryum kaynaklarımızın varlığı gelecekte nükleer enerji kullanımında Türkiye için bir güvence oluşturuyor.
TERCİH DEĞİL ZORUNLULUK
2006 yılında tüketilen 175,8 milyar kwh elektriğin yüzde 44’ü doğal gazdan, yüzde 25,11’i sudan, yüzde 18,37’si linyitten, yüzde 7,96’sı taş kömüründen, yüzde 3,04’ü fuel oil’den elde edildi. Bir başka ifadeyle 2006’da elektriğin yüzde 46,6’sı yerli, yüzde 53,4’ü ithal kaynaklardan üretildi.
Elektrik talebi yılda ortalama yüzde 8 artan Türkiye, her yıl 12-13 milyar kilovat saatlik elektrik üretimine ihtiyaç duyuyor. Önümüzdeki 15 yıl içinde sadece elektriğe 130 milyar dolarlık yatırım yapılması gerekiyor.
Doğal gazın vanasını büyük ölçüde Rusya elinde tutuyor. Türkiye, 2006 yılında 30,8 milyar metreküp doğal gaz tüketirken, bunun 19,5 milyar metreküpünü (yüzde 64) Rusya’dan, 5,7 milyar metreküpünü İran’dan, 4,2 milyar metreküpünü Cezayir’den, 1,1 milyar metreküpünü Nijerya’dan aldı. Türkiye’de 6,4 milyar metreküplük üretilebilir doğal gaz rezervi bulunurken, 900 bin metreküpü 2006 yılında olmak üzere bugüne kadar toplam 1 milyar metreküp doğal gaz üretildi. 2007 yılında ise 1 milyar 161 milyon metreküp doğal gaz çıkarılması hedefleniyor.
Türkiye enerjide yüzde 70 oranında dışa bağımlı. 2006 yılında enerji ihtiyacını karşılamak için, 28,5 milyon ton petrol, 27,4 milyon ton petrol eşdeğeri doğal gaz, 28,8 milyon ton petrol eşdeğeri kömür ve 9,9 milyon ton petrol eşdeğeri su kullandı.
Rapora göre, Türkiye’nin yüzde 70 oranında dışa bağımlılığı da dikkate alındığında nükleer santral kurmak, tercih değil zorunluluk haline gelmiş bulunuyor.
NÜKLEER ENERJİDE SON DURUM
5654 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi İle Enerji Satışına İlişkin Yasa Çankaya Köşkü’nden geri döndü. Yasanın üç maddesini veto eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, nükleer santral kurulmasına vize veriyor ancak santrali kuracak şirketin yapısı ve denetimine itiraz ediyor. Türkiye’de nükleer santral yapımıyla Koç, Sabancı, Ciner, Doğuş, Zorlu, Ak Enerji, Tefken, Çalık ve Akkök gibi büyük holdinglerin de içinde bulunduğu 18 yerli grup ilgileniyor. Santral yapımıyla ilgilenen firmalar yasanın çıkmasını bekliyor.
Türkiye, 2020 yılına kadar Sinop ve Akkuyu’da 5 bin megavatlık santral kurmayı hedefliyor. Firmaların tekliflerinin 15 yıl boyunca en ucuz elektriği nasıl tedarik edecekleri kriterine göre alınacağı, özel sektörden uygun teklif gelmemesi durumunda nükleer santrali devletin yapacağı belirtiliyor.
Türkiye bugün nükleer santral kurmaya karar verse bile bu santral ancak 9-10 sene sonra üretime girebilecek. Vakit kaybedilmesi halinde nükleer reaktör verecek ülke bulamama gibi bir durum da bulunuyor.
ATO BAŞKANI AYGÜN
ATO Başkanı Sinan Aygün, dünyada nükleer santrallerden ticari olarak elektrik üretiminin 1950’li yıllarda başladığını hatırlatarak, Türkiye’nin nükleer enerji konusunda “Çernobil sendromu” yaşadığını ve kısır tartışmalarla vakit kaybettiğini iddia etti. Aygün, şunları kaydetti:
“Çernobil sendromu yüzünden nükleer santral kuramadık. Dünya 60 yıl önce nükleer enerjiye yüzünü dönerken, biz sırtımızı döndük. Bugün en yakınımızdaki ülkelerde nükleer santraller bulunuyor. Ayrıca etrafımızda, 2 bine yakın yüzer-gezer nükleer santral var, nükleer denizaltılar var. Gerekli önemler alındığında nükleer enerji güvenli bir enerji türüdür. Türkiye ciddi bir enerji dar boğazı ile karşı karşıya, Önümüzde iki seçenek var. Ya karanlık ya nükleer santral.”
Düşük oranda zenginleştirilmiş 30 ton uranyum ya da 160 ton doğal uranyumun, 1000 MWe gücünde bir nükleer santralin 1 yıllık enerji üretimini karşılayabildiğine işaret eden Aygün, bunun birkaç kamyonun taşıyabileceği kadar küçük bir yük olduğunu söyledi.
Nükleer santralin küresel ısınmaya karşı da en güçlü önlem olduğunu belirten Aygün, nükleer enerjinin, kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlı santrallerin neden olduğu sera gazı salınımının belli bir sınırda tutulmasını sağladığını ifade etti. Aygün, nükleer enerjiden elektrik üretiminin, Türkiye ekonomisinin uzun dönemde, elektrik enerjisi üretimindeki fiyat dalgalanmalarından daha az etkilenmesini sağlayacağını da sözlerine ekledi.
Kaynak :AA