1. Bu site çerez kullanmaktadır. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde çerez kullanımı ile ilgili site koşullarını kabul etmiş sayılırsınız. Daha Fazlasını Öğren.
  2. Forum İllegal Uyarısı Forum kuralları gereği forumda video ve illagal paylaşım yapmak yasaktır.Program Arşivimizde ise kısıtlanmış sürüm yada dağıtımı serbest olan (trial - freeware) yazılımlar yayınlayınız..Aksi takdirde mesajlarınız silinecektir..

Hz. hızır (a.s)

Konusu 'Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi' forumundadır ve guclusat tarafından 24 Ağustos 2012 başlatılmıştır.

  1. guclusat
    Offline

    guclusat Tanınmış Üye Süper Moderatör

    Katılım:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    9.757
    Ödül Puanları:
    48
    Hz. Mûsâ döneminde yaşamış ve
    peygamber olması kuvvetle muhtemel, hikmet ve ilim sahibi bir
    şahsiyet.

    Kur'ân-ı Kerîm'de, Hızır (a.s.)'ın
    isminden açıkça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82.
    âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kıssadan "Katımızdan
    kendisine bir rahmet verdiğimiz ve kendisine ilim öğrettiğimiz
    kullarımızdan bir kul..." (18/65) diye sözü edilen
    şahsın Hızır (a.s.) olduğu
    anlaşılmaktadır. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden
    gelen sahîh hadislerde bu şahsın Hızır olduğu açıkça
    belirtilmiştir (bk. Buhârî, İlm 16, 44, Tefsîru'l-Kur'ân,
    Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim, Fedâil 170-174).

    Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ İsrâil oğulları
    arasında vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi
    kimsenin olup olmadığı sorulmuştu. Hz. Musâ: "Hayır,
    yoktur!" diye cevap verince Cenâb-ı Hak bir vahiyle Hz. Mûsâ'yâ
    Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavuşum yerinde) kullarından
    salih bir kul olan el-Hadır (Hızır)'ın kendisinden
    daha âlim olduğunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde
    bulunan genç bir delikanlı ile Hızır'ı bulmak üzere
    uzun bir yolculuğa çıktı. İkisi, iki denizin
    birleştiği yere ulaşınca, yolculukta yemek üzere azık
    olarak yanlarına aldıkları balıklarını
    unutmuşlardı ve balık bir delikten kayıp denizi
    boylamıştı. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklaştıktan
    sonra yemek için delikanlıdan balığı çıkarmasını
    istediği zaman balığın denize dalıp
    kaybolduğunu fârkettiler. Hz. Mûsâ'nın Hızır'ı
    bulmasının alâmeti, bu balığın kaybolması
    olduğundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hızır (a.s.)'ı
    buldular. Bundan sonra Hz. Mûsâ'nın Hızır ile, Kehf Sûresi
    66-82. âyetlerinde anlatılan yolculuğu başladı.

    Hz. Mûsâ'nın yolculuğunda azık olarak
    taşıdığı balığın
    Mecme'u'l-Bahreyn'de denize dalıp kaybolması, bazı
    rivayetlerde ve çeşitli İslâm milletlerinin folklorunda, bu
    arada Türk folklorunda da bu suyun âb-ı hayat olduğu,
    ölüleri bile canlandıran, içenleri ölümsüzleştiren bir
    hayat iksiri olduğu şeklinde izah olunmuş, burada
    balığın canlanıp denize dalması meselesinde bir
    peygamberin hayatının ve Cenâb-ı Hakk'ın kudretinin söz
    konusu olduğu unutulmuştur. Buna bağlı olarak,
    Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yaşayan birisi olarak Hızır (a.s.)'a
    da ölümsüzlük isnâd edilmiş ve kendisine beşer üstü
    güçler ve yetkiler verilmiştir.

    Hızır aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini
    anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan yolculuğunu Kur'ân-ı
    Kerîm kısaca şöyle anlatır: Hızır (a.s.),
    yolculukta karşılaşacakları olaylara Musa peygamberin
    sabredemeyeceğini kendisine hatırlatmış ve O'ndan
    sabır için söz almıştır (el-Kehf,18/66-70). Önce
    deniz sahilinde, yolculuk için bir gemiye binmişlerdi.
    Hızır (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için
    geri dönmek zorunda kalmıştır. Musa (a.s.) sabredemeyip
    şöyle demiştir: "Gemiyi, yolcularını boğmak
    için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın" (el-Kehf;
    18/71). Yolculuğun sonunda, ilk bakışta görünmeyen ve
    perde arkası bilgi niteliğindeki sebebi Hızır (a.s.)
    şöyle belirtir: "O, deldiğim gemi, denizde çalışan
    birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuğa
    devam ederse, ileride her sağlam gemiye el koyan bir kral (deniz
    korsanları) vardır" (el-Kehf, 18/79). Yolculuk
    sırasında, diğer çocuklarla oynamakta olan bir çocuğu
    öldürdü. Musa (a.s.): "Kısas olmadan, masum bir cana
    nasıl kıyarsın? Doğrusu çok kötü bir iş
    yaptım, dedi" (el-Kehf,18/74). Küçük çocuğun bu erken
    yaşta vefat ettirilme sebebi Hızır (a.s.) tarafından
    şöyle açıklandı: "Öldürdüğüm erkek çocuğa
    gelince; onun anne ve babası mü'min kimselerdi. İleride
    onları isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki, Rableri
    bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli
    birini versin" (el-Kehf, 18/80,81). Burada Cenâbı Hak'kın,
    anne-babanın hayırlı kimseler olması sebebiyle,
    ileride kendilerini üzecek, büyük sıkıntılara sokacak
    bir çocuğu erken yaşta vefat ettirip, onun yerine daha
    hayırlı bir evladın verilmesinin, gerçekte o aile için
    " hayır" olduğuna işaret ediliyor.

    Yolculuğun üçüncü merhalesi Kur'an'da şöyle
    anlatılır: "Musa ve salih kul yollarına devam ettiler.
    Sonunda bir köye varıp, halkından yiyecek istediler. Halk ise
    onları misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul, orada
    yıkılmak üzere olan bir duvar gördüler, Salih kul hemen onu
    doğrultuverdi. Bunun üzerine Musa: "İsteseydin buna
    karşılık bir ücret alırdın, dedi. Salih kul
    şöyle dedi: İşte bu seninle benim aramızın
    ayrılması demektir. Sabredemediğin şeylerin içyüzünü
    sana anlatacağım" (el-Kehf, 18/77,78). Evi, ücretsiz tamir
    etmesini salih kul (hızır) şöyle açıklar: "Bu
    ev, Şehirde iki yetim çocuğun idi. Duvarın altında
    kendilerine ait bir hazine vardı. Bunların babaları salih
    bir kimseydi. Rabbin, onların rüştlerine erip, hazinelerini
    bizzat kendilerinin çıkarmalarını istedi. Bu Rabbinden bir
    rahmettir. Ben bunları kendiliğimden değil, Allâh'ın
    emriyle yaptım. İşte, sabredemediğin şeylerin içyüzü
    budur" (Kehf 18/82).

    Bu hikmetlerle dolu yolculuktan, insanların günlük
    hayatta karşılaştıkları bir takım
    olayların, bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de
    asıl perde arkasının bulunduğu
    anlaşılmaktadır. Bazan şer olarak görülen olayların
    arkasından büyük hayırların ortaya çıktığı
    görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde şöyle buyurulur: "Hoşumuza
    gitmediği halde, savaşmak size farz kılındı.
    Belki de hoşumuza gitmeyen bir şey sizin için daha hayırlıdır.
    belki hoşunuza giden bir şey de sizin için daha kötüdür.
    Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el Bakara, 2/216). "... Eğer
    karılarınızdan hoşlanmıyorsanız. olabilir ki,
    hoşunuza gitmeyen bir şeyde Allah, sizin için çok hayır
    takdir etmiştir. " (en-Nîsâ, 4/19). Rasûlullah (s.a.s.), Hızır
    (a.s.)'ın ilmiyle ilgili olarak, gemi yolculuğu
    sırasındaki bir konuşmayı şöyle nakleder: "Bir
    serçe, denizden gagasıyla su alıp, gemiye konmuştu.
    Hızır (a.s.) bunu Hz. Musa'ya göstererek şöyle dedi:
    Allâh'ın ilmi yanında, benim ve senin ilmin, şu serçenin
    denizden eksilttiği su kadar bir şeydir" (Buhârî,
    İlm, 44, (el-Enbiyâ, 27, Tefsîru Sûre 18/2; Müslim, Fezâil, 180;
    Ahmet b. Hanbel, Müsned, II, 311, V, 118; bilgi için bk. İbn Kesîr,
    Tefsîru'l-Kur'ânı'l-Azîm, İstanbul 1985, V,172-185).

    Hamdi DÖNDÜREN

    Ahmet ÖNKAL
     

Sayfayı Paylaş