1. Bu site çerez kullanmaktadır. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde çerez kullanımı ile ilgili site koşullarını kabul etmiş sayılırsınız. Daha Fazlasını Öğren.
  2. Forum İllegal Uyarısı Forum kuralları gereği forumda video ve illagal paylaşım yapmak yasaktır.Program Arşivimizde ise kısıtlanmış sürüm yada dağıtımı serbest olan (trial - freeware) yazılımlar yayınlayınız..Aksi takdirde mesajlarınız silinecektir..

İlk Türk Otomobili: "DEVRİM"

Konusu 'Karışık Bilgiler - Sohpet - Muhabbet' forumundadır ve guclusat tarafından 15 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. guclusat
    Offline

    guclusat Tanınmış Üye Süper Moderatör

    Katılım:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    9.757
    Ödül Puanları:
    48
    Bunu okuyun da içiniz parçalansın...

    --------------------------------------
    --------------------------------------

    Efsane otomobil'e dokunmak

    Yeryüzündeki hiçbir otomobil onun kadar yanlış tanıtılmadı, onun
    kadar aşağılanmadı.
    40 yıla yakın bir süre boyunca -olanca masumiyetine karşın- 27 Mayıs
    darbesinin simgesi gibi görüldü ve gösterildi.

    Kimileri "modeli çalıntı" dedi, kimileri ise "Türk mühendislerinin
    yetersizliğinin simgesi" olduğunu ileri sürdü.
    Ancak gerçek o kadar farklıydı ki...Türkiye, destansı filmlere konu
    olabilecek "büyük cesaret öyküleri"nin öyle pek
    sık yaşanmadığı bir ülke. Gündelik hayatında "kira ve fatura ödeme"
    çemberinin içine sıkıştırılmış olan bir toplumun
    mensupları, bu kısır döngüden sıyrılıp kendilerini nasıl aşabilirler
    ki? Bizlere dayatılan tek boyutlu hayat ve buna bağlı

    olarak gelişen köşeye sıkışmışlık duygusu, sadece ilginç ve sıradışı
    toplumsal portreler üretmedeki kabızlığımızın
    değil, edebiyatımızda polisiye, bilim-kurgu ya da gerilim gibi
    popüler türlerin güdük kalışının da temel nedeni kanımca.

    Türk milletinin mensupları boylarını aşan işlerle uğraşmayıp
    sürekli "ekmek" peşinde koşmalı, öyle değil mi ya!

    İşte "Devrim", bundan tamı tamına 42 yıl önce, hayâl kurması
    şiddetle yasaklanmış olan böyle bir toplumda doğdu.
    Türkiye'nin ilk gerçek yerli otomobil prototipiydi o. Koç
    topluluğunun resmî tarihe göre "ilk" sayılan "Anadol"undan
    daha önce doğmuştu. Ancak, dedik ya, bu sıkıştırılmış toplum için
    haddi fazlasıyla aşan bir çabanın, cüretkâr bir
    hayâl gücünün ürünüydü "Devrim".

    Nitekim, anında cezalandırıldı. Bir daha da yıllar boyunca kimseler
    adını bile anmayacaktı. Anmamak şöyle dursun,
    üç tane gıcır gıcır "Devrim"den ikisinin karanlık güçler tarafından
    preslenerek yok edildiğini biliyoruz bugün.
    Sonuncu otomobili ise ona emek veren Eskişehirli işçiler güç bela
    kurtardılar hayâl düşmanlarının ellerinden...

    "Bana bir otomobil yapın"

    Yıl 1961... Cemal Gürsel cuntası işbaşındadır ve Menderes'in
    idamının üzerinden henüz çok kısa süre geçmiştir.
    Çeşitli firmalarda çalışan 23 tecrübeli Türk mühendisi, kendilerine
    gönderilen ayrı ayrı mektuplarla "mühim bir
    konuyu istişare etmek üzere" Ulaştırma Bakanlığı'na davet edilirler.
    Bu insanların bazıları yurt dışında görev
    yapmaktadır; ancak mesajı alan herkes "devletin isteği başımız
    üstüne" diyerek işini gücünü bırakıp Ankara'ya gelir.

    O yılın 16 Haziran'ında bakanlıkta biraraya gelen mühendislere,
    bizzat Cemal Gürsel'den gelen "çok gizli" damgalı
    bir emir okunacaktır: "Bu yılın Cumhuriyet Bayramı törenlerinde
    halkımızın görüş ve takdirlerine sunulmak üzere,
    hem tasarımı hem de malzeme olarak tamamen yerli malı bir otomobil
    üretmenizi istiyorum."

    O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri "Türk insanının makûs
    talihine karşı bir meydan okuma" olarak algılarlar.
    En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe
    başlanır. Çalışma mekanı olarak Devlet Demiryolları'nın
    Eskişehir'deki Cer Atelyesi seçilir. Zaman müthiş dardır, Cumhuriyet
    Bayramı'na kadar yalnızca 129 günü vardır ekibin...

    Günde birkaç saat uyuyarak ve bu süre zarfında tesislerden hiç
    ayrılmaksızın, modeli tümüyle kendilerine ait olan,
    tüm parçaları el işçiliğiyle üretilmiş, 4 silindirli ve
    direksiyondan vitesli harika bir "aile otomobili" üretir
    kahramanlarımız.

    Hem de bir tane değil, tam üç tane!

    Üç araç da insanüstü bir çabanın sonucunda 28 Ekim akşam saatlerinde
    tamamlanmıştır. Araçlara "Devrim 1",
    "Devrim 2" ve "Devrim 3" ad> ı verilir. Mühendislerden biri
    Cumhurbaşkanı'nın alternatif bir renk isteyebileceğini
    düşünerek, araçlardan birinin siyah olmasını teklif eder.
    Böylelikle, iki araç krem rengi kalırken, üçüncüsü ise
    onu 29 Ekim geceyarısı Ankara'ya götüren "Karakurt" treninde binbir
    güçlük içinde siyaha boyanır.

    Depolarında, trendeki güvenlik kuralları gereği hiç benzin
    bulunmayan "Devrim"ler, 29 Ekim törenlerinde
    Cemal Gürsel'e hipodrom önünde kılpayı yetiştirilir.
    Çevresinde yarattığı panik ortamıyla araçlara doğru düzgün bir
    benzin ikmali yapılma şansı dahi tanımayan Gürsel,
    bindiği krem renkli "Devrim"den inip siyah "Devrim"e geçince, aracın
    zaten az miktarda olan benzini de biraz sonra biter.

    Ve siyah "Devrim" yarı yolda durur. Gürsel'in, şoför koltuğundaki
    mühendise sorusu kısa ve nettir: "Ne oldu?"

    Şoför, "Benzin bitti Paşam" der korkarak. Bunun üzerine "Garp
    kafasıyla araba yapıyorsunuz, ama Şarklı olduğunuz için
    benzin koymayı unutuyorsunuz" diyerek hışımla aracı terkeder Gürsel.
    Oysa, o aracı yapmayı başaranlar deposuna benzin koymayı da
    bilmektedirler elbette. Fakat, kimse aksiliğin yaşanan
    panikten kaynaklandığını cunta liderine anlatamaz ve "Devrim'ler"
    daha doğdukları gün bizzat devlet eliyle öldürülürler.

    Arkalarında, kendilerine doğru düzgün bir teşekkür bile edilmemiş 23
    tane gözüpek mühendisi bırakarak...

    'Devrim' koruma altında...

    Aradan geçen yıllarda Eskişehir DDY tesislerinin, hem yurt içi hem
    de yurt dışı pazarlara vagon ve makine üreten dev bir

    devlet şirketine dönüştüğünü görüyoruz. "Tülomsaş" adını alan bu
    şirketin hangarlarından birinde, tamamen orada çalışan
    insanların özverisiyle korunmaya çalışılan iki numaralı "Devrim",
    hakkında sarfedilen onca hakaret cümlesine inat,
    adetâ akıllı bir varlık gibi yokoluşa direndi. Zaman zaman test
    sürüşleri için çalıştırılması dışında, işçiler bu eşsiz yadigârı

    yıpratmamaya azami özen gösterdiler.

    "Efsane otomobil" ile ilk kez bundan bir kaç yıl önce Tülomsaş'ı
    ziyarete gittiğimde tanışmıştım. Orijinal jantların göbeklerinde

    ve kaputunda "Devrim" yazısını görünce içimin fena olduğunu
    hatırlıyorum.
    Ama beni en çok "Devrim"in ön paneli etkilemişti o zaman.
    Kadranlarındaki bütün ibareler Türkçeydi.
    "Hararet","benzin", "yağ" gibi sözcükleri görünce kendimi bir an
    için Alman gibi hissettim. Diyeceksiniz ki bu ne demek şimdi?

    Hani Almanlar'ın yüzde yüz kendi üretimleri olan BMW, Mercedes, Opel
    gibi dünya markası olmuş otomobillerine bindiklerinde

    yüzlerine yayılan mağrur bir ifade vardır ya, "Devrim"in milliyetçi
    kadranı da bana bir an için ona benzer bir gurur duygusu

    vermişti işte. Bu karşılaşmadan önce ve sonra bir daha hiç
    yaşayamadığım türden bir gurur...

    Geçtiğimiz günlerde, "Devrim"in son durumunu öğrenmek üzere, uzun
    bir aradan sonra yeniden Tülomsaş'ı aradım ve
    Basın-Halkla İlişkiler Müdiresi Semiha Ünal ile görüştüm. Ünal, bu
    görüşmemizde bana sevindirici bir haber verdi.
    Geçtiğimiz aylarda Tülomsaş Genel Müdürü Dilaver Zeki Daloğlu'nun
    direktifleriyle tesisin bahçesinde bir "mini müze"
    oluşturulmuş ve "Devrim" bu müzede yıpratıcı iklim koşullardan
    etkilenmeyeceği camekanlı bir bölüme konulmuş.

    Ne güzel! Birileri yıkmaya çalışırken, birileri de herşeye rağmen
    direniyor ve bir kentin onuru olan bu eşsiz eseri koruma

    altına alıyor. Tülomsaş ailesine buradan içten bir selam
    gönderirken, yolu bundan sonra Eskişehir'e düşecek okurlarımıza

    da ısrarla sesleniyorum: Gidin ve Tülomsaş'ın bahçesindeki "Devrim"i
    mutlaka görün. Onu, bu ülkede toplu iğne bile
    üretilemediği bir dönemde Türk mühendisleri yaptı. Ve birçoğu o
    günlerde henüz otomobil kullanmayı dahi bilmiyordu.
     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş