1. Bu site çerez kullanmaktadır. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde çerez kullanımı ile ilgili site koşullarını kabul etmiş sayılırsınız. Daha Fazlasını Öğren.
  2. Forum İllegal Uyarısı Forum kuralları gereği forumda video ve illagal paylaşım yapmak yasaktır.Program Arşivimizde ise kısıtlanmış sürüm yada dağıtımı serbest olan (trial - freeware) yazılımlar yayınlayınız..Aksi takdirde mesajlarınız silinecektir..

Otomobilin öncüleri

Konusu 'Otomobil Hakkında Bilgiler' forumundadır ve guclusat tarafından 23 Mayıs 2010 başlatılmıştır.

  1. guclusat
    Offline

    guclusat Tanınmış Üye Süper Moderatör

    Katılım:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    9.754
    Ödül Puanları:
    48
    Aslında otomobil, tarihi pek eskilere dayanan bir icat değil. Endüstri devrimi sonrasında, sanayinin hızla gelişmesiyle, ulaşım alanında da gelişmeler yaşandı. İlk hayvansız ulaşım araçlarının 1800’lü yıllarda ortaya çıkmasından sonra, pazar potansiyelinin çok geniş olduğunu gören girişimcilerin ilgisi otomobillerin üzerine yöneldi. Gelişimi çok hızlı olsa da otomobilli hayatın geniş halk kitlelerine yayılması ancak 1950’lerden sonra oldu. Peki insanları yük hayvanlarının çektiği basit ulaşım araçlarının sıkıntılarından kurtaran kahramanlar kimlerdi?

    [​IMG]
    HENRY FORD

    Günümüz otomobil endüstrisinin babası olarak kabul edilen Henry Ford, bir mezbahada gördüğü ve çok etkilendiği seri üretim bandını otomobil üretimine uyarlayarak, günümüz otomobil endüstrisinin temellerini attı. Bu dahiyane fikri sayesinde, otomobil imalatı daha az maliyetli ve daha hızlı yapılmaya başlandı. Henry Ford, bir çiftlikte büyüyen, fakat ilgisini çiftçiliğin değil mekaniğin çektiği bir gençti. Bu ilgisi kısa sürede çevresinde saat tamiri konusunda ün sahibi olmasını sağladı. 1896 yılında Quadricycle adında, kendisine ait ilk atsız ulaşım aracını yaptı. Bir otomobil olmaktan çok uzak olan bu araç, Ford’un bir işadamı olarak da tanınmasını sağladı. Quadricycle, Ford’a ihtiyaç duyduğu cesareti kazandırdı ve daha önce üzerine düşünüp gerçekleştirmediği planlarını hayata geçirdi. Bu planların en önemli aşaması olan ve şu anda dünyanın 2. büyük otomobil üreticisi olan Ford Motor Company’yi 1903’te kurdu. İlk model olan Model A, Henry Ford’un otomobil üretimi konusunda ne kadar başarılı olacağını gösterir bir başarı elde etmişti. İlk 5 yıl başmühendis, daha sonra ise yöneticisi olarak şirketini kendi belirlediği büyüme planı doğrultusunda ilerletti. Yerine geçen oğlu Edsel’in vefatından sonra da, büyük torunu Henry Ford II’nin görevi devraldığı 1945 yılına kadar şirketinin başında yer aldı.

    [​IMG]
    RUDOLF DIESEL

    Özellikle son dönemlerde, teknolojinin nimetlerinden faydalanılarak çok geliştirilen ve rağbet gören dizel motorların mucidi olan Rudolf Diesel, 1858 yılında doğdu. İlk laboratuarını 1885’te Paris’te açan Diesel, 13 yıl sürecek araştırmalarına başladı. İlk kez 1893’te kendi gücüyle çalışan bir motor yapan Diesel, 3 yıllık bir geliştirme sürecinin ardından, yüksek verimle çalışan bir motor üretti. Bir yılını tanıtım için harcayan Rudolf Diesel, 1898 itibariyle milyonerler kulübüne üye olmuş bir mucitti. Günümüzde hala Diesel’in ana prensipleriyle üretilen dizel motorlar, ilk yıllarda özellikle ticari taşımacılıkta çığır açmıştı.

    [​IMG] [​IMG]
    GOTTLIEB DAIMLER-KARL BENZ

    Dünyanın en önemli otomobil üreticilerinden biri olan DaimlerChrysler’in iki grubundan biri olan Daimler-Benz’in kurucuları olan Gottlieb Daimler ve Karl Benz, aynı zamanda günümüz otomobillerine ulaşmamızda ortaya çıkan pek çok sorunun üstesinden gelen iki mühendisti. İkili, aynı zamanda ilk otomobil olarak adlandırılan ve hangisinin ilk olduğu konusunda ciddi tartışmalara sebep olan konseptlerin de tasarımcılarıydı. En iyi müşterilerinden biri olan Emil Jelinek’in kızı Mercedes’in adını verdikleri marka ise hala dünyanın en iyi otomobil markalarından biri. İkilinin yarattığı firmaların arasındaki ilişki konusundaki ilginç bir nokta ise neredeyse tüm hayatlarını birbirlerine rakip olarak geçirdikten sonra 1. Dünya Savaşı’nın getirdiği mali sıkıntıları aşmak için ortaklığa gitmeleriydi. 1900 yılında ölen Daimler ise bu ortaklığı göremedi.

    1834 yılında Almanya da doğan Gottlieb Daimler, daha ilk gençlik yıllarında mekaniğe ilgi duyuyordu. 14 yaşında, bir silah üreticisinin yanında çırak olarak işe başladıktan sonra da mühendislik yeteneğini ortaya çıkarma şansı buldu. Stuttgart’ ta teknik eğitimini tamamladıktan sonra birçok firmada mühendis olarak çalıştı. Son olarak, Eugen Langen ve Nikolaus Otto ile birlikte çalışacağı Gasmotorenfabrik Deutz’da işe girdi. Ayrılıp, kiraladığı bir evde kurduğu kendi atölyesinde, 1882 yılına kadar çalıştı. Daimler, Otto’nun temelini ortaya koyduğu 4 zamanlı motorlarla ilgilenmeye başladı. İlk amacı sadece benzinle çalışan ve karada, havada, denizde kullanılabilecek bir motor geliştirmekti. Fakat Otto’nun geliştirdiği motor konsepti, çok karmaşık ateşleme mekanizması nedeniyle yüksek devirlere çıkmakta zorlanıyordu. Bu nedenle, başladığı çalışmaları sonucunda Otto’nun geliştirdiği motoru, daha iyi bir ateşleme sistemiyle çok daha kullanışlı bir hale getirdi. Bu büyük geliştirmeyle 1883’te hazırlanan ilk test motoru tam 600 d/d çevirebiliyordu. Bu rakam, 9000 d/d çevirebilen günümüz otomobil motorlarıyla kıyaslanınca çok komik duruyor; fakat zamanının 120 d/d çevirebilen motorlarının yanında gerçekten üstün bir makineydi. Testlerin başarılı olmasının ardından Daimler ve arkadaşı Maybach, motoru bir araca yerleştirmeye karar verdiler. Aslında atsız bir fayton görünümünde olan bu araç günümüz otomobillerine ulaşmada atılmış en büyük adımlardan biriydi.

    Karl Benz ise1844 yılında Karlshure’de bir mühendisin oğlu olarak doğdu ve daha küçük yaşlardan itibaren mekaniğe ilgi duydu. Çok küçük yaşta babasını kaybetmesi nedeniyle maddi açıdan çok zor dönemler geçiren Benz, buna rağmen mühendislik okulunu bitirmeyi başardı. Kendi şirketini kurduğu 1871 yılına kadar, çeşitli firmalarda ve çeşitli sektörlerde çalıştı. Bu tarihten itibaren, tutkusu olan motorlu araçlara yöneldi. Başlarda oldukça kötü sonuçlar almış olsa da yılmayan genç mühendis, 2 zamanlı motorlar üzerine çalışmaya başladı. Nikolaus Otto’nun da yardımıyla bu motor teknolojisi üzerine çalışarak pek çok yeni buluş yaptı. Daha sonraları 4 zamanlı motorlarla ilgilenmeye başlayan Karl Benz, aynen Daimler’in yaptığı gibi, bu motoru test amaçlı olarak bir araca yerleştirdi; fakat Daimler’den farklı olarak test aracı olarak tamamen kendi yaptığı üç tekerlekli bir yapı kullandı. Motor teknolojileri dışındaki alanlarda da araştırmalar yapan Benz, direksiyon sistemleri üzerine de çığır açan çalışmalar yapmıştı.

    [​IMG]
    FERDINAND PORSCHE

    1875-1951 yılları arasında yaşayan Ferdinand Porsche, çok genç yaşlarda mühendislik yeteneğini sergilemeye başladı. Porsche, gizlice girdiği üniversite dersleri dışında herhangi bir mühendislik eğitimi almadı. 23 yaşında, binek at arabası üreticisiyken çalıştığı firma, daha sonra otomobil karoseri üretmeye başlayınca otomobil endüstrisine girmiş oldu. İlk tasarımı “System Lohner-Porsche” tekerleklere bağlı elektrik motorlarını besleyen motorlara sahipti. 1900 yılında tanıtılan otomobil, ulaştığı yüksek hız (56 km/s) sayesinde pek çok rekora imza attı. Daha sonra Daimler için de çalışan Porsche, tasarladığı otomobillerin katıldığı yarışta ilk üç sırayı elde etmesiyle kendisini kanıtladı. İzleyen dönemlerde tasarladığı otomobiller, katıldıkları 53 yarışın 43’ünü kazandı. Daimler’in şirketi içerisinde devamlı olarak yükselen Porsche, Stuttgart’a Daimler’in teknik yöneticisi olarak gitti. 1920’lerde artık Daimler-Benz olan firmaya küçük ve hafif bir otomobil üretme teklifi götürdüyse de bu fikri yönetim tarafından tutulmadı. 1931 yılında, Daimler’den ayrılarak işe başladığı Steyr firmasının iflasından sonra kendi firmasını kurdu. Kendi firmasında üzerine çalıştığı ilk proje, daha önce Daimler’e kabul ettiremediği küçük otomobil oldu. Fakat tüm uğraşlarına rağmen finansör bulamadığı projesi, Adolf Hitler’in her Almanın bir otomobil sahibi olması isteğiyle destek bulmuş oldu. Daimler ile girdiği yarışı kazanan Ferdinand Porsche’nin şirketi, günümüz Volkswagen’inin ve daha sonra tüm dünyada 20 milyon adetten fazla satılacak olan Beetle’ın (Kaplumbağa) temelini attı. Savaş sonrası dönemde ise artık Porsche dünyanın en özel otomobil firmalarından biri olmak için yola çıkmaya hazırdı ve ilk modeli olan 356, 17 yılda 78 bin adetten fazla üretildi.

    [​IMG]
    ENZO FERRARI

    Günümüz otomobil dünyasının herhalde en çok beğenilen ve hayali kurulan markalarının başında gelen Ferrari’nin yaratıcısı Enzo, 1898 yılında Modena’da doğdu. 10 yaşında babasının götürdüğü bir otomobil yarışının ardından yarış tutkusunun etkisi altına girdi. 1.Dünya Savaşı’nı pek çok zorluğa rağmen sağ salim atlatan Ferrari, savaş sonrasında birçok otomobil firmasında çalışarak tecrübe kazandı. 1919 yılında yarışmaya başladıysa da pilotluk kariyeri pek istikrarlı değildi. 1929 yılında Ferrari kendi firmasını kurma zamanı geldiğine karar verdi ve böylece Scuderia Ferrari efsanesi doğmuş oldu. Önceleri sadece bayisi olduğu Alfa Romeo’nun yarışlara katılmak isteyen müşterilerine yardım eden firma, daha sonraları ise amatör yarış pilotlarına yarışma imkanı sağlayan bir kuruluş haline geldi. Elde edilen başarılar arttıkça daha profesyonel bir şekilde yarış dünyasına giren Scuderia, gerçek bir yarış takımı haline gelmişti. 1940 yılına kadar Alfalarla yarışan bir takım olan Ferrari, Enzo’nun yönetimle sorun yaşamasının ardından Mille Miglia yarışına AAC 815 S olarak adlandırılan ve ilk Ferrariler denilebilecek yarış otomobilleriyle katıldı. 1947 yılında ise gerçek bir otomobil üreticisi olan Ferrari kuruldu. Pek çok efsanevi modele imza atmasına rağmen, firma 1960’da mali sıkıntıya girdi. Ford tarafından teklif edilen 18 milyon doları, yarış takımını yönetmesine izin verilmeyecek olması nedeniyle geri çeviren Enzo, firmasına ortak olarak Fiat’ı seçti. İlerleyen yıllarda ise Fiat, Ferrari’nin yönetimini tamamen ele geçirdi. 1988 yılında hayata gözlerini yumduğunda arkasında tüm dünyanın hayran olduğu bir marka ve tutkuyla yaşanmış bir hayat hikayesi bıraktı.

    [​IMG]
    NIKOLAUS OTTO

    1832 yılında Almanya’da doğan Otto, iş hayatına 16 yaşında okulu bırakıp gezici satış elemanı olarak atıldı. İşi gereği sık sık Fransa sınırında dolaştığı bir sırada Etienne Lenoir tarafından tasarlanan ama kesinlikle başarısız olmuş gaz motorundan bahsedildiğini duydu. Bu motorun sıvı yakıtla çalıştırılırsa çok daha verimli olabileceğini düşünen Otto, bu fikir üzerine çalışmaya başladı. 1861 yılında sıvı yakıtla çalışan ilk motorunu yaptı ve bu motor 1867 yılında Paris’te ödüle layık görüldü. İçten yanmalı motorlar üzerine çalışmalarını sürdüren Otto, 2 zamanlı olan motorların yerine 4 zamanlı motor prensibini ortaya attı. 1876’da ilk 4 zamanlı motoru ortaya çıkartmasına rağmen patentini alamadı. Çünkü motorun prensibi üzerine daha önce bir Fransız tarafından patent alınmıştı. Kendisinden daha önce de fikrin ortaya atılmış olmasına rağmen, verimli çalışan ilk örneği ortaya koyduğu için 4 zamanlı motor prensibi “Otto motor” olarak adlandırılarak, Nikolaus Otto’nun onurlandırılması sağlanmıştı. Zaten kısa bir sürede 30 bin adetten fazla motor satmış olması da emeklerinin karşılığını aldığını gösteriyordu. Nikolaus Otto hakkındaki diğer bir ilginç nokta ise Daimler ve Benz’in de Otto’nun yanında bir dönem çalışmış olmasıdır.

    [​IMG] [​IMG]
    CHARLES ROLLS ve HENRY ROYCE

    Otomobil tarihinin şüphesiz en önemli markalarından biri, konfor efsanesi Rolls Royce’tur. Firma, iki İngiliz otomobilci, Charles Rolls ve Henry Royce tarafından kuruldu. Markanın üretilmeye başladığı yıllarda yarattığı konfor devrimi hala büyüyerek devam ediyor. Bu efsaneyi yaratan insanlar ise daha küçük yaşlardan itibaren mühendisliğe hazırlanmıştı. 1863 yılında doğan Royce daha 14 yaşındayken dönemin sıra dışı mühendisi Patrick Stirling’in yanında çalışmaya başladı. Stirling’den çok etkilenen Royce, kendi kendine değişik diller ve matematik öğrenmeye başladı. Daha 19 yaşındayken arkadaşıyla elektrik işleri yapan bir şirket kurdu. Bu işten çok iyi para kazanan Royce, kendisine ikinci el bir otomobil aldı ama bu otomobilden hiç memnun kalmadı. Kendisinin çok daha iyisini yapabileceğini düşünen İngiliz, hemen işe girişti. 2 silindirli, yaklaşık 2000 cc’lik bir motora sahip olan otomobili, 1904 yılında hazırdı. İlk deneme sürüşünün ardından, otomobilden 2 tane daha üreten Royce, bunları da arkadaşlarına verdi. Otomobillerden birinin Claude Johnson’ın eline geçmesiyse tarihi bir ortaklığın doğmasında atılmış ilk adımdı. Çünkü Johnson, o sırada İngiltere’nin en iyi 2 silindirli motorunu yapmış olan Charles Rolls’un yanında çalışıyordu. Rolls, Royce’un aksine çok daha rahat bir hayat sürmüştü. Bir Lord’un oğlu olarak, Cambridge’den makine mühendisi olarak mezun olmuştu. Aynı Royce gibi, satın aldığı otomobili beğenmeyen Rolls, kendi firmasını 1902’de kurdu. Adının otomobil tarihine geçmesi en büyük arzusu olan Charles Rolls, Royce’un yaptığı otomobili kullanınca çok etkilendi. Otomobili kullanırken kendisini lüks bir otelin rahat koltuğundaymış gibi hissettiğini söyleyen Rolls ile Royce arasındaki ortaklık böylece başlamış oldu. Otomobil yarışlarına olan ilgisinin yanında iyi bir pilot da olan Rolls, 1910’da bir hava gösterisinde ölene kadar firmanın karakteristik özeliklerini oluşturan pek çok unsuru ortaya koymuştu.

    [​IMG]
    ANDRE CITROEN

    1878 yılında Paris’te dünyaya gelen Citroen, bir elmas tüccarının oğluydu. Önceleri Jules Verne’nin romanlarının etkisiyle yazar olmak istediyse de, o yıllarda çok ses getiren Eiffel Kulesi inşaatı, geleceğini mühendis olarak kurması yolunda kesin kararını vermesine yardımcı oldu. 20. yüzyılın başları, ardı ardına yeni icatların yapıldığı ve insanoğlunun adeta endüstriyel rekabet içinde olduğu bir dönemdi ve Citroen bu rekabete ortak olmak isteyen genç bir mühendisti. 22 yaşında Polonya’ya yaptığı bir gezi sırasında astsubay rütbesi şeklinde bir dişli kesimine rastladı. Bu desen, ileride kuracağı otomobil firmasının logosu olacaktı. Bu gezi sırasında bulduğu şey sadece bir logo değil, aynı zamanda çelikle uygulandığında pek çok alanda faydalı olabilecek bir dişli kesim yöntemiydi ve hemen bu yöntemin patentini aldı. Hayatının uzun bir dönemini çeşitli otomobil firmalarında yöneticilik yaparak geçirdikten sonra, bir arkadaşıyla ortak olarak, kendi şirketini kurdu. Ne var ki, 1914 yılında patlayan savaş onu amaçlarından uzaklaştırdı. Savaş süresince organizasyon kabiliyetiyle orduya mühimmat sağlayan fabrikaları yönetti ve savaş sürecinden bir kahraman olarak çıktı. Bütün imkanlarını seferber ederek kurduğu kendi fabrikasında üretime başlamasıysa savaş sonrasını buldu. Tam istediği gibi bir fabrikayı kurmuş ve model geliştirmeye başlamıştı ki, 1934 krizi patlak verdi. A.B.D.’de doğan ve tüm dünyayı etkileyen bu kriz, Citroen’i de olumsuz etkiledi. Önce Michelin kardeşlere şirketinden pay verdi, sonraysa çok güvendiği yeni tasarımı Traction Avant’ı tanıttı. Traction Avant, dünyanın önden çekişli ilk otomobiliydi ve ilerleyen yıllardan günümüze kadar pek çok otomobilin kullanacağı çekiş prensibinin ilk örneğiydi. Fakat bu devrimsel otomobil bile Citroen’i iflastan kurtaramadı. Andre Citroen, 1 yıl sonra kansere yenik düşerek hayata gözlerini yumdu ama kurduğu firma, otomobil üreticileri arasında pek çok yeniliğe imza atarak onun ruhunu yaşatmaya devam etti.

    [​IMG]
    SOICHIRO HONDA

    1906 yılında doğan Honda, mekanik merakını çalıştığı ilk iş olan bisiklet tamirciliğinden edindi. 8 yaşında gördüğü Ford T Model otomobil hiç aklından çıkarmadığı ve hayranlık duyduğu bir görüntü oldu. Bu görüntüden aldığı ilhamla, yarış otomobilleri üretme işine atıldı. Ford motorlarıyla yaptığı otomobilleri, kendisi daha verimli hale getirerek yarışlarda kullanıyordu. 1936’da geçirdiği ve şans eseri ölümden döndüğü büyük bir kaza sonrası pilotluk kariyerini noktaladı ve sadece mekaniker olarak yarışlarda yer almaya başladı. 1945 yılında, daha sonra Honda Motor Company olacak olan Honda Teknik Araştırmalar Enstitüsü’nü kurdu. Fabrikaların işleyişiyle daima aktif olarak ilgilenen Honda, kalitesiz işçiliği gördüğü anda çevresindekileri azarlamak konusunda tereddüt etmezdi. Her zaman farklı kişiliğiyle öne çıkan ve oldukça ileri görüşlü olan Honda, sadece 50 yılda sıfırdan bir endüstri devi yarattı. 65 yaşına kadar, üretilen yeni modelleri bizzat test eden Soichiro Honda, 1991 yılında vefat ettiğinde arkasında, dünyanın en büyük motor üreticilerinden olan ve tüm dünyada otomobiller üretip satan bir dev bıraktı.

    [​IMG]
    LEE IACOCCA

    Amerikan otomobil endüstrisinin en ünlü isimlerinden biri olan Iacocca, Leigh Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra kariyerine Ford’da başladı. İlk olarak pazarlama bölümünde işe başlayan Iacocca, burada geliştirdiği yeni fikirlerle kısa sürede yükseldi. Üst düzey yönetici olduğu sırada, Mustang, Mercury Cougar ve Lincoln Mark III gibi büyük başarı elde eden modellerin üretiminde pay sahibi oldu. Fakat motor bölümü başkanlığını sürdürdüğü sırada, Henry Ford tarafından firmadan kovuldu. Buradan sonra iş yaşantısına Chrysler bünyesinde devam eden Iacocca, ticari yaşamının neredeyse sonuna gelmiş halde olan firmanın başına geçti. İlk iş olarak firmanın küçülmesini sağladı ve Avrupa’da zarar eden birimleri Peugeot’ya sattı. Sonraki adım olarak A.B.D.’de hiç denenmemiş bir şeyi deneyerek, hükümetten kredi garantisi istedi. Başta sadece ödeyemeyeceği borçları için garanti aldıysa da, daha sonra kredi garantisini de aldı. Bunun ardından model atılımlarına başlayan Iacocca, önce Ford’a kabul ettiremediği küçük ve önden çekişli otomobil projesini, daha sonra da minivan projesini başlattı. Özellikle petrol krizi sonrası ilgi gören K-car adlı küçük otomobil projesi ve hala en çok tutulan trendlerden biri olan minivanlar, büyük satış başarısı elde ederek Chrysler’in hala var olabilmesinde büyük pay sahibi oldu.

    [​IMG]
    HARLEY EARL

    Amerikan otomobil endüstrisinin diğer bir önemli ismi de Harley Earl’dü. 1893 yılında doğan Earl, babasının kurduğu vagon imalathanesini, otomobiller için kişisel aksesuarlar üreten küçük bir işletme haline getirdi. Makine mühendisliği bölümüne başladığı üniversiteyi, tasarım üzerine çalışmak istediği için terk etti. 1920’lerde genç bir tasarımcı olarak pek çok Hollywood ünlüsünün otomobilini baştan tasarladı ve bu konuda ün kazandı. Bu sırada bir Cadillac bayisinin dikkatini çekmesiyle doğan ortaklık, şirketi yılda 300 gövde üretebilecek hale getirdi. Bu ortaklık sayesinde adı duyulmaya başlayan Harley Earl’e zamanın Cadillac yöneticisi Larry Fischer tarafından Detroit’e gitmesi ve yeni LaSalle’in tasarımında çalışması teklif edildi. Böylece Amerikan otomobil endüstrisinin en uzun sürecek tasarım tekeli başlamış oldu. Earl’ün abartılı bagaj tasarımına sahip otomobilleri kısa sürede bütün markaları etkisi altına aldı ve kanat şeklindeki arka kısımlar dönemin simgesi haline geldi. Neredeyse tüm Amerikan otomobillerinin yanı sıra bir çok Avrupalı firma tarafından da kullanılan kanat tasarımları ve Earl’ün daha uzun, daha alçak ve daha geniş olarak tanımlanabilecek tasarım anlayışı petrol krizine kurban gidene kadar kullanıldı. Earl tarafından otomobil dünyasına hediye edilen efsaneler arasında Corvette ve Firebird gibi iki önemli otomobili sayabiliriz. Özellikle Corvette, uzun süre sonra Amerikan otomobil endüstrisinin elinden çıkmış en önemli spor otomobildi ve büyük satış başarısı elde etti. Earl tarafından ortaya atılan tasarım çizgisini, hala üretilen Corvette’lerde görmek mümkün. Daha da önemlisi, şu an dünyanın en büyük otomobil üreticisi konumundaki GM’in en önemli modellerinin yarısında Earl’ün imzası vardı.
     
  2. guclusat
    Offline

    guclusat Tanınmış Üye Süper Moderatör

    Katılım:
    14 Haziran 2009
    Mesajlar:
    9.754
    Ödül Puanları:
    48
    [​IMG]
    FERDINAND PIECH

    Ferdinand Porsche’nin torunu olan Piech, dedesi ve babası gibi bir mühendis olabilmek için, Zürih Teknik Üniversitesi’ne girdi ve 1962’de mezun oldu. İş hayatına Porsche’de başlayan Piech, Carrera 910 ve 907 projeleri üzerine çalıştı. Porsche çatısı altında özellikle motorsporları dalında pek çok başarının altına imza attı. Fakat Porsche’nin aile şirketi olmaktan çıkması sonucu, buradan ayrıldı ve o zamanlar NSU bünyesindeki Audi’ye geçti. Burada da motorsporları üzerine çalışmalarını sürdüren Piech şu an hala bir çok Audi modelinde kullanılan ve binek otomobillere 4 tekerlekten çekiş uygulamasının ilk örneklerinden olan quattro sistemini geliştirdi. Bu sistem sayesinde pek çok sportif başarı elde edilmesinin yanında Audi firmasının kaderi de baştan yazılmış oldu. Günümüzün lüks otomobil markaları kulübünün bir üyesi olan Audi’nin orta halli Alman otomobili imajından kurtarılıp şimdiki yerine yükseltilmesinde en büyük paya sahip olan kişi de Piech’di. 1993 senesinde tüm VW Grubu’nun başına geçen Piech, kötü durumda olan şirketi pek çok markayı bünyesinde barındıran ve hemen her model klasmanında satış yapan bir endüstri devine dönüştürdü. 2002 yılında başkanlık görevinden ayrılan olan Piech, şu an hala Denetim Kurulu Başkanı olarak görev yapıyor.

    [​IMG]
    GIUSEPPE BERTONE

    1912 yılında Turin’de dünyaya gelen Bertone, babasının 1914 yılında kurduğu Carrozzeria Bertone adlı küçük aile şirketinde ilk kez yirmili yaşlarında çalışmaya başladı. Aslında bir tasarımcı olmayan Giuseppe Bertone, savaş öncesinde birkaç tane prototipin çizimini yaptıysa da bu çizimler savaş nedeniyle günümüze ulaşamadı. Savaştan sonra babasının şirketinin başına geçen Bertone tasarımcı kimliğini tamamen arkasında bırakarak, bir yönetici olarak ön plana çıktı. Şirketine aldığı tasarımcılar dünyanın en önemlileri arasında sayılabilecek kadar iyiydi. Bir diğer İtalyan tasarım firması Giugiaro’nun kurucusu Giorgetta Giugiaro, bu isimlerin başında sayılabilir. Kendi çizim yeteneğine rağmen her zaman yönetimle yetinen ve tasarım işini profesyonellere bırakan Bertone, yine de tasarımcılarının çizimlerini eleştirmekten çekinmezdi. Bertone’nin bir diğer özelliğiyse her türlü detayı hafızasında saklamasıydı. Otomotiv dünyasında bir efsane olarak bilinen bu özelliğiyle 60 yıl boyunca birlikte çalıştığı herkesin adıyla beraber, üretilen her modelin tasarım detaylarını da biliyordu. Yönetici olarak en büyük başarısıysa şüphesiz küçük bir aile şirketi olarak devraldığı Carrozzeria Bertone’yi yavaş yavaş önce firmalara tasarım desteği veren bir tasarım atölyesine, ilerleyen dönemlerdeyse neredeyse tam anlamıyla otomobil üretimi yapan bir firmaya dönüştürmesiydi. Bugün Bertone, ürünlerinin stilistik detayları konusunda ana firmalara destek veren, mühendislik gelişim aşamalarına katılan ve prototipler üreten bir üretici konumunda. 1997 yılında hayata gözlerini yuman Giuseppe Bertone’nin hayattaki en büyük üzüntüsü ise Ferrari konusunda olmuştu. Lamborghini Miura, Espada ve Countach, Lancia Stratos başta olmak üzere pek çok özel otomobilin tasarım veya üretim aşamalarında yer alan Bertone, Ferrari için sadece küçük bir parti 250 GT üretebilmişti.

    [​IMG]
    BATTISTA PININFARINA

    Ailesinin 11. çocuğu olarak doğan Pininfarina’nın asıl adı Battista Farina’ydı ve Pininfarina ismi dönemin İtalya Başkanı tarafından 1961 yılında verilmişti. 11 yaşından itibaren ağabeyinin karoser atölyesinde çalışmaya başladı ve daha 17 yaşındayken Fiat Zero’nun tasarımını yaptı. Birinci Dünya Savaşı sırasında uçak yapım işinde çalıştıysa da sonunda onu en çok mutlu edecek işin otomobil tasarlamak olduğuna karar verdi. 1920’de Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı bir gezi sırasında Henry Ford’la tanıştı ve Ford tarafından genç Pininfarina’ya iş teklifi yapıldı. Otomobil endüstrisinin en büyük isimlerinden biriyle çalışma fırsatına rağmen bu teklifi reddeden ve İtalya’ya dönen Pininfarina, hiçbir zaman Amerika’da gördüklerinden ve yaşadıklarından çok etkilendiğini reddetmedi. 1930’da kendi tasarım atölyesini kurarken de bu etkiyi işine yansıttı. Amerikan otomobil endüstrisinin o dönemlerde sahip olduğu yenilikçi ve önder ruhlu üretim felsefesini, tasarım atölyesine de taşıdı ve atölye bu sayede daha önce hiç denenmemiş bir yapıya sahip olmuş oldu. Küçük seriler halinde son teknolojiye sahip otomobiller üretmek bir tasarım atölyesi için devrim niteliğinde bir karardı. Farina’nın devrimi sadece işletme mantığıyla sınırlı kalmamıştı ve tasarımlara da yansımıştı. Yaptığı yenilikçi ve başarılı tasarımlar, dev otomobil firmalarının Pininfarina ile çalışmaya istekli olmasını sağlıyordu. Renault, GM, Alfa Romeo, Fiat gibi yüksek sayıda otomobil üreten firmalar bunların içinde sayılabilir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında çok hızlı bir şekilde toparlanan Farina, artık efsane olacağı tasarımları yapmak için hazırdı. Özellikle Ferrari için yaptığı tasarımlarla adından sıkça bahsettirmeyi başaran Battista Pininfarina, 1966’da öldüğünde arkasında dünyanın sayılı tasarım atölyelerinden birini ve birbirinden güzel yüzlerce otomobil bıraktı.

    [​IMG]
    ANDRE-EDOUARD MICHELIN

    Aslında hikaye 1832 yılında Michelin kardeşlerin büyük babası Aristide Barbier’in kurduğu kauçuk ve tarım ürünleri pazarlayan bir şirketle başladı. Kurucusunun öldüğü 1886 yılında oldukça kötü bir durumdayken, Andre Michelin şirketin başına geçti. Paris’te kendi metal atölyesine sahip olan ve mimari alanında uzman bir mühendis olan Andre, lastikler konusunda hiçbir bilgiye sahip değildi. Ressam olarak Paris’te yaşayan küçük kardeşi Edouard Michelin’i de ikna eden Andre, böylece aile şirketini kurtarmak için yola çıktı. Fakat yapılan iş hakkında hiçbir fikre sahip olmayan kardeşlerin işi öğrenmek için tek çareleri yanlarında çalışan işçilerden faydalanmaktı. İşi kısa sürede öğrendikten sonra genişleyebilmek ve şirketi kurtarabilmek için yeni yatırım alanları aramaya başladılar. Bir gün şirketlerine patlamış lastikle gelen bir bisikletçi kardeşlere aradıkları yeni ufku gösterdi. Dunlop tarafından icat edilen hava dolu lastikler oldukça kullanışlı olmalarına rağmen ciddi bir soruna sahiptiler. Hava kaçırmaması için sıkı sıkıya janta sabitlenen lastikler patladıklarında çok büyük sorunlar çıkartıyordu. Yeni gördükleri bu teknolojiden oldukça etkilenen Michelin kardeşler, sistemin sahip olduğu yegane sorunu ortadan kaldırmaya karar verdi. Bunun nasıl olabileceğini araştırmaya başladılar ve sonuçta çıkartılabilir bir iç lastiğe sahip yeni bir havalı lastik imal ettiler. Yeni imalatlarını denemenin en kolay yolu olarak bir bisiklet yarışı düzenlediler ve bütün yarışmacılara yeni lastiklerinden verdiler. Geliştirdikleri sistemin faydalarını insanlara gösterebilmeleri için gerekli olan şeyse birkaç patlak lastikti. Bunun olmasını garantiye alabilmek için kardeşler küçük bir hileye başvurarak, yarışın yapılacağı yola çiviler serptiler. Böylece patlayan lastiklerin oldukça kolayca değiştirilebildiği herkes tarafından görülmüş oldu. Daha sonra otomobil firmalarını da sistemin yararları konusunda ikna etmeyi başarın kardeşler artık otomotiv sektörünün en büyük imalatçılarından birinin sahibiydiler.

    [​IMG]
    ROBERT BOSCH


    Çiftçi bir ailenin 11. çocuğu olarak dünyaya gelen Robert Bosch, babasının isteğiyle bir tüccarın yanında çıraklığa başladığında ilkokulu henüz bitirmişti. 18 yaşından sonra uzun seyahatlere çıkmaya başlayan Bosch, bu seyahatleri sırasında iki yıl boyunca A.B.D.’de kaldı. Thomas Edison’un yanında çalışarak geçirdiği bu iki sene boyunca elektrik hakkında pek çok ince ayrıntıyı öğrendi. 1886’da Almanya’ya döndüğünde kendi işinin kurdu ve hassas aletler ve elektrik üzerine çalışmaya başladı. 1890’lar boyunca ufak tefek üretimlerle uğraşan Bosch ve çalışanları, 1898’de ürettikleri düşük voltajlı bir manyetoyu otomobillerin ateşleme sisteminde kullanılabilecek hale getirince, şirketin kaderi de değişmiş oldu. İlk modellerin Daimler’in ilgisini çekmesinin ardından neredeyse tüm otomobil üreticileri motorlarının ateşleme sistemlerinde Bosch’un ürettiği manyetoları kullanır olmuştu. Birkaç yıl sonra tüm ateşleme sistemin üretmeye başlayan Bosch, kendi ürettiği sistemleri iyileştirirken, üreticilere de motorlarından daha iyi verim almanın yolunu açıyordu. Geliştirdiği yüksek voltajlı manyeto sistemleri daha yüksek hızlara çıkabilen motorların çalışmasına elverişliydi. Zaman otomobil endüstrisinin her geçen gün hızla büyüdüğü bir zamandı ve Bosch da bu büyümeden nasibini alıyordu. Gitgide daha çok firma Bosch markalı ürünleri motorlarında kullanmaya başlamıştı ve Bosch ilk yurt dışı ofisini yine 1898 senesinde İngiltere’de açtı. 1901’de ilk fabrikasyon ürününü piyasaya sunarken, 1906’da A.B.D. de Bosch’un pazarlarından biri haline gelmişti. 1913 yılında ise Bosch, 20 ülkede faaliyet gösteren, endüstrinin sayılı devlerinden biri haline gelmişti. Birinci Dünya Savaşı sırasında yabancı ülkelerdeki tüm yatırımlarını kaybetmesinin ardından İkinci Dünya Savaşı öncesinde savaşı engelleyebilmek uğruna çok uğraş vermiş fakat başarılı olamamıştı. Bugün Bosch GmbH’in yüzde 92’si Robert Bosch Vakfı'na ait ve gelirlerin bir kısmı bu vakıf tarafından çeşitli hayır işleri için kullanılıyor.

    [​IMG]
    GIORGETTO GIUGIARO

    Birçok uzmana göre 20. yüzyılın en büyük tasarımcıları listesinin tepesinde yer almayı hak eden biri varsa o da Giugiaro’dur. 1938 yılında doğan Giugiaro sanatçı bir aileden geliyor. Dedesi bir kilise ressamı, babası ise dekoratif dini resimler yapan bir ressam olan Giugiaro ilk gençlik yıllarını, gündüz sanat, gece ise teknik çizim dersleri alarak geçirdi. 1955 yılında, yaptığı çizimler bir okul sergisinde gösterimdeyken, Fiat yöneticisi Dante Giacosa tarafından görüldü. Daha 17 yaşında yeteneği keşfedilen ve Fiat’ta Özel Araçlar Geliştirme Bölümü’nde işe başlayan Giogetto Giugiaro, burada üç yıl çalıştı. Daha sonra Fiat bünyesinde yükselme imkanının olmadığını düşünerek buradan ayrıldı ve 1959 yılında daha 21 yaşındayken tasarım bölümünün başında çalışmak üzere Bertone’ye geçti. Bertone’nin desteğiyle oldukça başarılı işler çıkarmaya başlayan genç tasarımcı, burada BMW 3200 CS ve Fiat 850 Spider gibi modellere imza attı. 6 yıl sonra buradan da ayrılıp Ghia’ya geçen Giugiaro, Maserati Ghibli ve De Tomaso Mangusta’nın tasarımlarını yaptı. 1967’de Ghia’dan da ayrılan Giugiaro bir süre boyunca bağımsız çalıştıktan sonra, 1968 yılında Italdesign-Giugiaro’yu hayata geçirdi.
     

Sayfayı Paylaş